Cezaevinde Kitap ve Notlara El Konulabilir mi? AYM Bişar Bilen Pilot Kararı
Ceza infaz kurumunda bir kitabın teslim edilmemesi ile kişinin kendi yazdığı notlara el konulması aynı işlem değildir. Her ikisi de ifade özgürlüğünü etkileyebilir; ancak müdahalenin dayanağı, amacı, kapsamı ve sonrasında izlenecek yol ayrı ayrı açıklanmalıdır. “Güvenlik” gerekçesi kullanılması, bu soruları kendiliğinden cevaplamaz.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Bişar Bilen ve diğerleri başvurusunda (B. No: 2019/789, 19 Şubat 2026) bu alandaki sorunların münferit hataları aştığını belirleyerek pilot karar verdi. 6 Ekim 2026 tarihli ve 33392 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan karar, Anayasa’nın 26. maddesindeki ifade özgürlüğüne ilişkin. Kararın tarihi ile kamuoyuna Resmî Gazete yoluyla duyurulduğu tarih birbirinden farklıdır.
Başvurular hangi olaylardan doğdu?
Birleştirilerek incelenen yedi başvuruda tek tip bir yayın veya tek bir işlem bulunmuyordu. Nakil sırasında getirilen kitaplar, aramada bulunan dokümanlar, ajanda, kişinin kaleme aldığı ve çoğaltılmasını istediği hikâye metni ile dışarıdan gönderilen yayınlar farklı biçimlerde alıkonulmuştu. Kurumlar güvenlik veya içerikle ilgili değerlendirmeler yapmış; şikâyet ve itiraz yollarından sonuç alınamamıştı.
Bu çeşitlilik önemlidir. Satın alınmış bir gazetenin kuruma kabulü, kişinin kendi düşüncelerini yazdığı defterin muhafaza altına alınması ve bir kitabın belirli bölümlerinin sakıncalı sayılması aynı değerlendirme kalıbına sokulamaz. Somut uyuşmazlıkta önce dokümanın ne olduğu, kime ait bulunduğu ve idarenin fiilen hangi işlemi yaptığı belirlenmelidir.
Mahkeme neden ifade özgürlüğünü esas aldı?
İfade özgürlüğü yalnızca kamuya konuşmayı veya bir yazıyı yayımlamayı korumaz. Bilgi ve düşüncelere ulaşmak, okumak, düşünceyi yazıya dökmek ve bunları muhafaza etmek de bu özgürlüğün kapsamıyla ilişkilidir. Hükümlü veya tutuklu olmak, bu hakların bütünüyle kaybedildiği anlamına gelmez. Ceza infazının zorunlu kıldığı sınırlamalar ise anayasal koşullara uygun olmalıdır.
Mahkeme, kendi önceki yaklaşımını da yeniden değerlendirdi. Kararın özellikle 52. paragrafında, ilgili AİHM içtihadını dikkate alarak önceki kararlarında benimsenen yaklaşımın gözden geçirilmesi gerektiğini açıkladı. Bu nedenle yeni pilot karar, yalnızca eski ölçütleri tekrar eden bir özet olarak okunmamalıdır.
Kişinin kendi yazdığı metinlerde kanuni dayanak sorunu
Kararın önemli ayrımlarından biri, kurumda bulunan kişinin kendi ürettiği yazılı materyallere ilişkindir. AYM, 5275 sayılı Kanun’un 35. ve 62. maddeleri ile ikincil düzenlemelerin, başvurulara konu bu tür materyallere el konulması bakımından yeterli bir kanuni temel sağlamadığı sonucuna ulaştı. Ayrıntılı değerlendirme kararın 55–58. paragraflarında yer alıyor.
Buradaki sorun yalnızca “idare yanlış takdir kullandı mı?” sorusu değildir. Önce, kullanılan yetkinin kanunda yeterli açıklık ve güvencelerle düzenlenip düzenlenmediği sorulmaktadır. Bir defterin “arşive alındığının” veya “emanete konulduğunun” söylenmesi, kişinin ona erişimini engelleyen işlemin hukuki niteliğini ortadan kaldırmaz. İşleme verilen ad yerine doğurduğu sonuç dikkate alınır.
Dışarıdan gelen kitap ve yayınlar nasıl değerlendirilmeli?
Dışarıdan temin edilen yayınlarda da kurumun sınırsız bir takdir yetkisi yoktur. Kararda, önceki içtihatta geliştirilen değerlendirme ölçütlerine ve bunların uygulamada yeterince karşılık bulmamasından kaynaklanan yapısal soruna işaret ediliyor. Bir yayının neden somut risk yarattığı ve müdahalenin neden gerekli olduğu denetlenebilir gerekçelerle ortaya konulmalıdır.
Özellikle yayının tamamının teslim edilmemesi söz konusuysa, sakıncalı görülen bölümlerin ayrılmasının mümkün olup olmadığı önem taşır. AYM, 66. paragrafta bu tür daha sınırlı bir müdahale ihtimalinin değerlendirilmesini vurguluyor. Belirli sayfalara ilişkin itirazın neden bütün kitabın engellenmesini gerektirdiği açıklanmadan, toplu bir yasaklama sonucuna varılması sorun yaratabilir.
Bununla birlikte karar, her tür yayına her koşulda sınırsız erişim hakkı tanındığı anlamına gelmez. Gazeteler, yabancı dilde süreli yayınlar ve kişisel metinler hakkında farklı düzenlemeler ve sorunlar bulunabilir. Kararın kapsamı dışında kalan bir uyuşmazlıkta yalnızca başlığa bakılarak sonuç çıkarılmamalıdır.
Teslim etmeme ile el koyma arasındaki fark
Bir yayının kuruma alınmamasına karar verilmesi, o yayının bundan sonra sınırsız biçimde tutulabileceği anlamına gelmez. AYM’nin 76–78. paragraflarda üzerinde durduğu ayrım budur: teslim etmeme yetkisi ile el koyma yetkisi birbirinin yerine geçirilemez. Dokümanın nerede tutulduğu, hangi usulle inceleneceği ve akıbetinin ne olacağı belirsiz bırakılamaz.
Örnek olarak, bir kişiye gönderilen kitabın bazı sayfaları sakıncalı bulunmuş olsun. Bu varsayımsal olayda yalnızca teslim edilmeme sebebini öğrenmek yeterli değildir. Kitabın tamamının neden tutulduğu, ayrılabilir sayfalar bakımından bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı ve işlemin hangi hukuki güvencelere tabi olduğu da araştırılmalıdır. Bu örnek, kararın her somut olaya otomatik aynı sonucu verdiği anlamına gelmez.
Pilot karar neyi değiştiriyor?
Pilot karar, çok sayıda benzer başvuruya yol açan yapısal sorunun giderilmesini hedefler. AYM, bu dosyada yalnızca bireysel uyuşmazlıklar üzerinden ilerlemenin yeterli olmayacağını değerlendirdi. Kararın bir örneğinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Adalet Bakanlığına gönderilmesine hükmetti; mevzuat ve uygulama düzeyinde giderim ihtiyacına dikkat çekti.
Mahkeme, 94. paragrafta sadece yeniden yargılama yapılmasının tespit edilen eksikliği gidermeye yeterli olmayacağını belirtiyor. Kararda gelecekte kurulabilecek geçiş dönemi inceleme mekanizmasına ilişkin değerlendirmeler de bulunuyor. Ancak bu değerlendirmeler, kararın yayımlanmasıyla birlikte yeni ve başvurulabilir bir idari yolun kendiliğinden oluşturulduğu şeklinde sunulmamalıdır.
Bir yıllık erteleme başvuru süresini uzatır mı?
Kararda, aynı konudaki mevcut ve yeni bireysel başvuruların incelenmesinin Resmî Gazete’de yayımdan itibaren bir yıl ertelenmesine karar verildi. Bu, AYM’nin benzer başvuruları ele alma takvimine ilişkin bir tedbirdir. İlgililere bütün başvuru ve itirazları bir yıl bekletme hakkı veren genel bir süre uzatımı değildir.
Dolayısıyla bir kişi güncel bir alıkoyma işlemiyle karşılaşmışsa, “pilot karar var, bir yıl sonra başvururum” düşüncesiyle hareket etmemelidir. Uygulanacak şikâyet, itiraz ve bireysel başvuru yolları; işlemin türü, tebliğ tarihi ve dosyanın aşaması esas alınarak ayrıca değerlendirilmelidir. İncelemenin ertelenmesi ile başvurunun zamanında yapılması iki ayrı konudur.
Somut dosyada hangi belgeler önem taşır?
Sağlıklı bir değerlendirme için dokümanın adı ve niteliği, teslim veya gönderim bilgisi, alıkoyma tutanağı, kurul kararı, gerekçe, tebliğ tarihi, infaz hâkimliği kararı ve itiraz sonucu bir araya getirilmelidir. Kişinin kendi yazdığı metinlerde aidiyet ve metnin hangi amaçla verildiği; dışarıdan gelen yayınlarda ise hangi bölümlerin neden sakıncalı sayıldığı özellikle önemlidir.
Talep de somutlaştırılmalıdır: Belirli bir kitabın teslimi mi, kişisel metne erişim mi, işlemin kaldırılması mı, yoksa farklı bir giderim mi isteniyor? Belgeye ulaşılamıyorsa bunun da başvuruda açıkça belirtilmesi gerekir. Yetkisiz şekilde belge elde etmeye çalışmak yerine mevcut kayıtların korunması ve hukuka uygun yollarla örneklerinin istenmesi esas alınmalıdır.
Sık sorulan sorular
Bütün kitap ve defterler hemen iade edilecek mi?
Hayır. AYM, 80. paragrafta ihlal kararının bütün materyallerin otomatik olarak iadesi şeklinde anlaşılmaması gerektiğini açıkça belirtiyor. Her işlem ve doküman, kararın ortaya koyduğu anayasal güvenceler çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Kararda tazminat bulunması herkese aynı tutarı sağlar mı?
Hayır. Bireysel başvurularda hükmedilen giderim başvurucunun durumuna, talebine ve ihlalin sonuçlarına bağlıdır. Bu dosyadaki tutarlar başka dosyalara uygulanacak genel bir tarife oluşturmaz.
Kurum güvenlik gerekçesiyle hiç sınırlama yapamaz mı?
Karar böyle bir sonuç içermiyor. Asıl mesele yetkinin kanuni dayanağının bulunması, gerekçenin somutlaştırılması, ölçülü bir müdahale yapılması ve kişinin etkili biçimde denetim istemesine olanak sağlayan güvencelerin işletilmesidir.
Kaynak karar
İnceleme, kaynak kararın 8 Ekim 2026 itibarıyla erişilen tam metnine dayanır. Metindeki örnekler açıklama amacıyla oluşturulmuştur; kararın olaylarıyla karıştırılmamalıdır.


